8 Aralık 2014 Pazartesi

KREŞTE İLK GÖSTERİMİZ VE ÜÇ BUÇUK YAŞ

Yılın son ayı ve Ahmet Tuna’nın yaşının yarısı. 3. yaşın ortasındayız bu ay. Okul maceralarımız tam gaz devam ediyor. Geçtiğimiz Cuma günü, ilk sınıf gösterilerini yaptılar. Hepsi çiçek gibiydi ve hepsi öğrendikleri marşları, şarkıları öğretmenleri eşliğinde çok güzel söyledi. Tabi Ahmet Tuna hareketlerle hop hop zıp zıp bir haldeydi. Bende bu anı kayıt altına aldım.  Evde izlediğimde hallerine çok güldüm J Ne kadar güzel bir şey dedim, ilerde kreşte ki ilk gösterisini izleyebilecek. Pek şıktık o gün, papyon ve yelekle benim Küçük Prensimdi.

Tabi günler hep güllük gülistanlık geçmiyor, öyle büyük bir şey değil ama benim sabrımı zorlayan bir noktada Ahmet Tuna. Bu evimize taşınalı 1 yıl oldu ve 1 yıldır kendi odası var, kendi odasında uyuyor. ilk uyuduğunda artık kendi odasında uyuyacak diye çok mutlu olmuştum, hatta hiç uyanmadan kendi yatağında uyuduğunda daha da mutlu olmuştum. Ama bu günlerde ters giden bir şeyler var bende onun yatağında uyuyorum. Ahmet Tuna’yı uyutup yanından kalktığımda yarım saat sonra ağlayarak uyanıyor ve kesinlikle babasını istemiyor, ben yanına yatıyorum yeniden uyuyor kalkınca yine uyanıyor. Konuştuk “burası senin odan, senin yatağın, sen kendi yatağında kendin uyumalısın, benim odam yan oda ben kendi yatağımda uyumak istiyorum.”  Dedim. “ Ama ben seni çok seviyorum, benimle uyumanı istiyorum” diyor. ”Bende seni çok seviyorum annecim, seninle uyumadığımda da seni seviyorum.” diyorum. Hele dün gece gerçekten çok sinirlendim. Ben yanında mıyım diye eliyle kontrol ediyor ve ben yanında yoksam kalkıyor. Üstelik çok yorgundu, belki de ondan bilmiyorum çok sık uyandı ve ben Wc deyken koridorda ağladı. Neden ağlıyorsun ben buradayım diyorum. “Seni kaybetmekten korkuyorum, neden yanımdan gidiyorsun” dedi. Neden böyle bir kaygısı oluştu hiç bilmiyorum ama gerçekten çok üzüldüm. Öyle bir  “ anne “ dedi ki içim acıdı. Tabi ben o sırada her zaman aynı sabırda olamıyorum, yanına gitmesem o benim yanıma geliyor o zaman tamam, ama ben yerimde yoksam evde beni aramaya başlıyor ve ağlıyor. Eğer hep böyle giderse bir pedagogdan yardım isteyeceğim. Başka bir yerde sürekli bana bağlı çocuk değil, aksine çok rahat ve özgür, beni aramaz sürekli, ama evde böyle bir haldeyiz.

24 Kasım 2014 Pazartesi

İLK ÖĞRETMENLERİMİZ VE ÖĞRETMENLER GÜNÜ


Bizde artık okulluyuz, ilk öğretmeler gününü bu gün kutladık. Tüm öğretmenlerimizin öğretmenler gününü kutluyoruz.
Ahmet Tuna’nın öğretmenlerine bazı sürprizleri vardı, hem hafta sonu aktivitesi oldu bizim için hem de el emeği çiçeklerimiz oldu. Öğretmenler günü kartı ararken internette gördüğüm ve çok hoşuma giden; kağıttan saksıda çiçek çalışması yaptık. Görsel olarak da güzel  ve el emeği olduğu için orijinal duran bir çiçek oldu J Onun yanında küçük bir buket çiçek yaptırdık öğretmenlerimize. Çiçekler Ahmet Tuna’nın hediyesi oldu bende ufak bir hediye aldım öğretmenlerimize. Sabah okula gidip sürprizlerimizi verdik. Bence çok hoş oldu, öğretmenlerimizi seviyoruz, onlar bizim için değerli.


Bizim yaptımız çiçekler



Çiçeğin yapım aşamaları



Bu da bizim yapım aşamamız, zımbalama ve kesme yapıştırma da bana yardım etti oğlum.


Çiçeklerimiz :) Arkada ki English Home poşetlerinde de benim hediyelerim var :)


 Betül Öğretmenimize çiçeğini veriyoruz :)

31 Ekim 2014 Cuma

OKUL PROJEMİZ ( Artık Meteryallerden Hayalimde ki Okul )

Ekim ayının ve mesai haftasının son günü 31 Ekim Cuma. Hayırlı Cumalar ve iyi hafta sonları diliyorum..

Ahmet Tuna’nın bu ay ki aile katılımı “artık metaryallerden hayalimde ki okul” du. Projemizi bu gün gönderdik. Ahmet Tuna sız gitti projemiz. Çünkü Ahmet Tuna yine hasta ve yine okula gitmiyor L 1 ay önce geçirdiğimiz el ayak ağız hastalığı yine tekrarladı, elleri ve ayakları geçen seferki gibi kötü değil fakat ağzının içinde aft gibi yaralar çıktı. Dolayısı ile yemek yemiyor ve çok zayıfladı. Sadece bebe bisküvili süt içiyor. Bir an önce eski hallerine dönmesi için dua ediyorum. Bizi okuyan takipçilerimizde de dua isteyelim. .
Gelelim okul projemize, Proje konusu artık meteryaller  olunca; bitmiş tuvalet kağıdı ve havlu peçete rulosu, yumurta kutusu, ayakkabı kutusu sakladık. Önce okulumuzun zemini için köpük aldık, köpüğü kırtasiyeden aldığımız çim görünümlü kağıt ile kapladık. Ayakkabı kutumuzu kendinden yapışkanlı kağıt ile kapladık, üstüne kağıttan cam ve kapı yaptık.Çatısını da yumurta kutusundan yaptık. Okulumuzun yanına pipete yapıştırdığımız Türk Bayrağımızı taktık. Okulumuz ağaçsız olmaz dedik ve kartonlardan ağaç yaptık. Bu konuda eşimi tebrik etmek lazım , el işleri hep onun emeği. Nasıl yaptı o ağaçları, ben yapamazdım vallaha J Kağıttan çocuk yapma fikri de eşimin, kağıttan çocuk yapmak planda olmayınca ağaçlar için kullandığımız kartonları kullandık yine,çocuklar ve ağaçlar aynı renk oldu ama olsun. Çocukları kalıpsız elinde kesti öylece, ben yine hayretler içinde tabi, nasıl yaptın ! Bende kendimi becerikli sanırdım ama eşim el yeteneği konusunda benden daha usta çıktı J  Bu arada Ahmet Tuna ne yaptı ; bize yapıştırmamızda yardım etti, çift taraflı bantları yapıştırdı onun dışında daha çok kendi çapında oyunlar oynadı J






Okulumuzun son hali

14 Ekim 2014 Salı

BU GÜNLERDE..

Çok iyi bir yazar olamasam da buraya Ahmet Tuna ile ilgili yazmayı seviyorum,gelecekte ona hatıra kalacak notlar olsun istiyorum.Belki buraya yazılan tecrübeler birkaç anneye yardımcı olur kim bilir..

Kreşe başlayalı 1 ay oldu da geçti bile, 2 hafta ara verdik hastalığından dolayı bayramdan sonra başladık yeniden. Açıkçası Ahmet Tuna’dan bu performansı beklemiyordum, gitmek istemez prüz çıkarır diyordum, ama her sabah güzel güzel okuluna gidiyor yani şimdilik öyle J Herkes okulu benimsediği için kendilerine özgüvenleri de geldi çocukların, annelerinin onları bırakmadığını sadece gündüz okula gitmeleri gerektiğini de öğrendiler.
Ahmet Tuna “artık okul sıkıcı değil” diyor. Yeni şarkılar ve yeni bilgiler öğrenmek hoşuna gidiyor. Ayrıca okulu sevmesinde Betüş öğretmenimizin çok payı var. Betüş öğretmen sevgisiyle her gün okula gidiyor J Öğretmenimiz Betül tabi ki,nerden çıkmış bu Betüş, Ahmet Tuna bu,kulaklar açık başka bir öğretmen Betüş demiş Ahmet Tuna’da Betüş öğretmenim diyormuş. Bir akşam bana “benim öğretmenimin adı Betüş” dedi. Bende “hayır Betül, kim söyledi öyle, birisi söylerken mi duydun?” dedim.” Hayır kendisi söyledi adı Betüş” dedi. Düzeltemedik bir türlü. Öğretmenine sordum, “benim adım Betül” diyormuş öğretmeni, Ahmet Tuna “ama Betüş daha güzel” diyormuş J Geçen akşam da “benim fotoğrafımı çek Betüş öğretmenime gönder” dedi,poz verdi J Vay demek ki Betül öğretmenine hayran bu çocuk, bende bunu kullanırım o zaman J Hafta sonu da sabah uyandığımızda ben hafiften öksürdüm “Betüş öğretmenimde öyle öksürüyor” dedi. Öğretmeninin sözünü de çok dinliyor. Kreşten çocuklara bayram hediyesi yapmışlar Ahmet Tuna bayram haftası okula gitmediği için bizim hediyemiz geç geldi,hediyemiz lolipop. Ahmet Tuna geç bir saatte yemek istedi bende hafta sonu yemeniz için vermişler dedim Cuma akşamıydı, ertesi sabah uyanınca yemek istediğinde kahvaltıdan sonra yiyebilir dedi öğretmenin dedim. Öyle mi dedi dedi. Ve lolipopu kahvaltıdan sonra yedi J Gece uyuması geç saate kaldığında, “hemen uyumalıyız uyumazsan geç uyuduğunu Betüş öğretmenine söylerim” diyorum.”Hayır söyleme hemen uyucam” deyip yatağa yatıyor J

Betüş öğretmenimize verdiğimiz poz :)

Bu yıl grip bizim yakamızı bırakamayacak gibi duruyor. Hep hapşırık hep burun akıntısı. Tam iyileşti derken yeniden grip oluyor. Dün gece çok öksürdü, sürekli uyandı. Okula gidiyor yine, eğer gitmese bütün bir yıl okula gitmemesi gerek çünkü hep hapşırık,hep öksürük. Allah ağır hastalık vermesin, bronşit olmasında böyle burun akıntısına razıyım.

26 Eylül 2014 Cuma

EL,AYAK VE AĞIZ HASTALIĞI

El, ayak ve ağız hastalığını duymuş muydunuz? Ahmet Tuna şuan bu hastalığı geçiriyor. Tam kreşe alışmaya başladı derken tekrar anneanne evine geri döndü. Önce grip oldu, sonra ateşlendi, grip olduğu için vucut direnci düşmüştü tabi ateşlenince gripten diye düşündüm,ertesi gün çok iyiydi.Sonra ayaklarında kırmızı kırmızı bir sürü nokta belirdi,sonra ellerinde ve avuç içlerinde çıktı. Avuç içlerinde olanlar daha iri ve sanki iltihaplı sivilce gibi. O  gece rahat uyuyamadı hep uyandı ağladı,sabah kreşe göndermedim. Biz ne olduğunu anlayamadık, sonra ben internetten baktım aman Allah’ım çocuklarda elde ayakta kırmızı noktalar için başka şeyler yazıyor (menenjit gibi ) evhamlanmamak elimde değil. Aslında internetten bakıp hemen korkutmamak lazım kendimizi, maalesef yapıyoruz bunu. O an neler kurdum bir bilseniz.Akşam hemen doktora götürdük. Neyse ki durum farklıymış ve şu an salgın varmış ,en çok yaz ve sonbahar aylarında görülüyormuş. Bağırsak virüslerinin neden olduğu bir hastalıkmış. Ağız içinde de çıkabiliyormuş. Şuan ağzında yok inşallah olmaz. Kreş döneminde sıkça hastalanacağını biliyordum bu ilk hastalığımızı geçirdik. Allah dermansız dert vermesin.
El,ayak ve ağız hastalığı ile ilgili bulduğum bir yazıyı paylaşmak istiyorum. Allah tüm hastalara şifa versin.



EL, AYAK VE AĞIZ HASTALIĞI
El, ayak ve ağız hastalığı nedir?
El, ayak ve ağız hastalığı çocuklarda oldukça yaygın olarak görülen virüslerin yol açtığı bir hastalıktır. El, ayak ve ağız hastalığı genelde okulöncesi çocuklarda görülür. Fakat yetişkinlerde ve okul çağındaki çocuklarda da görülebilir.
Yaygın olarak coxsackie virusünün etkisiyle oluşur. Nadiren de olsa beyinde iltihaplanmaya da yol açabilir.
Sonbahar ve yaz aylarında daha sık görülebilir.

El, ayak ve ağız hastalığının belirtileri nelerdir?
Hastalığın kuluçka süresi vardır. Bu süre 3 - 6 gün kadardır. Hastalık ise 1 hafta kadar sürebilir.
El, ayak ve ağız hastalığı olan çocuklarda hafif ateş görülür. İştahı her zaman ki gibi olmaz ve iştah kaybı görülebilir. Çocukta boğaz ağrırı ve kendini kötü hissetme olabilir.
Ateş başladıktan sonra 1 – 2 gün ağzında ( Dili, diş etleri veya yanağının içi ) ağrılı yaralar oluşur. Bu durum çocuğu sinirli yapabilir.
Çocuğun avuç içinde, ayak tabanında ve kalçasında isilik gelişebilir. Bu sorun kol, bacak ve yüz kısmında da olabilir. Boğazda şişkinlik ve yutma zorluğu gibi sorunlar olabilir.

El, ayak ve ağız hastalığı bulaşıcı mıdır?
Evet, bu hastalık bulaşıcıdır. Hastalığa yol açan virüs burun ve boğaz salgısından geçer. Ayrıca ciltte oluşan kabarcıklardaki sıvıdan veya katı dışkıdan da bulaşabilir.
El, ayak ve ağız hastalığında çocuğa günlük bakım gerekir. Ev dışında hasta olan tanıdık insanlar varsa çocuklara bulaşmaması için bir süre ev ziyaretine gelmemeleri uygun olur.

Hekimi aramak gerekir mi?
Her ne kadar hekim bu hastalık konusunda çok fazla şey yapamayacak olsa da hekimi aramak gerekir. Çünkü hekim çocuktaki ateş ve ağrı gibi semptomları hafifletmek için tavsiyelerde bulunabilir.
Ayrıca ebeveynler çocukta el, ayak ve ağız hastalığı olup olmadığını tam olarak bilemeyebilirler. Bunu da netleştirmek için hekim ziyareti iyi olur.
Eğer çocuk 3 yaşından küçükse ve rektal sıcaklık ( makattan ölçülen vücut sıcaklığı ) 100.4 F’ ye ( 38 derece ) ulaşmışsa hemen hekimi aramalıdır. Çünkü ateşi olan bu çocuklarda yakından takibe ihtiyaç vardır.
Hekim çocukta sıvı yetersizliği kontrolü yapacaktır. Çünkü çocuktaki ağız yaraları onun bir şey içmesini zorlaştırabilir. Sıvı almayan çocukta sıvı yetersizliği görülebilir. Sıvı yetersizliği olan çocukta ağız kuruluğu, eğer bebekse altının belli bir süredir ıslak olmaması gibi belirtiler görülür. Bu belirtilerde hemen hekim aranmalıdır.

El- ayak ve ağız hastalığı olan bebeğe nasıl bakım uygulamalısınız?
Eğer bebeğinizde hastalık belirtileri hafif ise vücut sıcaklığını izlemek ve yeterince sıvı ve katı gıda almasını sağlamaktan başka çok fazla yapacak bir şeyiniz yoktur.
Eğer çocuğunuzdaki hastalık belirtileri ilerlemişse görünümü daha da kötü görünür.
Eğer bebekse ve katı gıdaları almaya başlamışsa ona tuzlu, soslu veya asitli şeyler vermemelidir. Aynı şey küçük çocuklar için de geçerlidir. Çünkü bu tür besinler ağzını acıtabilir. Yumuşak gıdalar verilmelidir.
Soğuk içecekler ve dondurma ağırlarını hafifletebilir. Fakat bebeğinize asla aspirin verilmeyin. Aspirin reye sendromuna neden olabilir. Reye sendromu nadiren de olsa ölümcül bir sorun olabilir.

El, ayak ve ağız hastalığı tekrarlanabilir mi? Tekrarlanması nasıl önlenebilir?
El, ayak ve ağız hastalığı tekrarlanabilir. Çocuk onu hasta yapan virüse karşı bağışıklık geliştirecektir. Fakat hastalığa yol açan birçok virüs bulunmaktadır. Dolayısıyla bu virüslere karşı açık durumdadır.
Hastalığın tekrarlanmasını önlemek için bebeğin veya çocuğun ellerlini düzenli olarak yıkamak gerekir. Ayrıca oyuncukları da dezenfekte edilmeli ve yıkanmalıdır. Enfekte olmuş diğer çocuklardan uzak tutulmalıdır.


24 Eylül 2014 Çarşamba

KREŞTE SÜRPRİZ PAYLAŞIM GÜNÜMÜZ


Okulda ki 3.haftamızın ortasına geldik. Ahmet Tuna, her sabah erken kalkıp evden çıkmaya alışık olduğu için kalkmakta bir sorun yaşamıyoruz. İlk zamanlar okulda sıkılıyorum diyordu bu sıralar pek söylenmiyor, okulda da ağlamıyormuş. Biraz daha benimsedi sanırım, ben öğretmenlerimi çok seviyorum diyor. Sabah öğretmenini görünce mutlu oluyor. Benimde içim rahat.
Geçen Cumartesi ilk veli toplantımızı yaptık. Sınıfta 3 erkek olunca yaramazlıkları da ses getiriyor tabi, kızlar evde annelerine ‘Ahmet Tuna benim saçımı çekti, Ahmet Tuna bana vurdu’ diye anlatıyorlarmış. Ahmet Tuna’nın annesiyim deyince; Ahmet Tuna’nın annesi misiniz dediler. Kendisi pek meşhurdur doğrusu J  Sınıfta düşünme kösesi varmış, öyle bir durumda öğretmeni Ahmet Tuna’yı oraya götürüp “yaptığını burada biraz düşün doğru bir şey mi” diyormuş, Ahmet Tuna sık sık o köşeyi ziyaret etmiştir eminim. Evde; okula özendirmek ve güzel davranış geliştirmek için bir liste hazırladık, hepsine gülen surat yapıyoruz. Artık arkadaşlarına vurmuyormuş, öğretmenlerini üzmüyormuş öyle diyor.
Çocukları mutlu etmek ve motive etmek için güzel bir şey düşünmüşler,her hafta Çarşamba günü bir öğrencinin velisi çocuklar için küçük hediyeler hazırlayacak ve o gün kimin günüyse o arkadaşları ile paylaşacak, hediyelerini verecek. Benim çok hoşuma gitti, liste sırasına göre yapalım dediler ve listenin başında biz olduğumuz için ilk Ahmet Tuna’nın paylaşım günü oldu. Çocuklar için çok büyük olmayan ama onları mutlu eden ne olur diye düşündüm, aklıma eğlenceli kıvrık pipetler geldi. Ahmet Tuna’nın doğum gününde çocuklara vermek için balıklı almıştım, şimdi ise kızlara kırmızı üstünde çilek olan, erkeklere yeşil üstünde kurbağa olan pipetler seçtim. 10 tane çilekli pipet bulmak biraz zor oldu ama uğraşlarım sonucunda buldum. Erkeklerin hediyesini mavi, kızların hediyesini kırmızı paket ile kapladım. Üstüne Ahmet Tuna’nın hediyesi yazdım ve gülen surat steckerları yapıştırdım. Sonra aklıma fosforlu yıldızlar geldi, odalarına yapıştırırlar diye düşündüm her paketin üstüne 1 tane fosforlu yıldız yapıştırdım. (Sabah Ahmet Tuna  gördüğünde yorumu şöyle oldu;içinde Türk Bayrağı var:) )Birazda sepeti süsledim,sepetin içine renkli balonlar koydum, üstüne de hediye paketlerini koydum. Son olarak sepetimizi tül ile sardım ve balon taktım. Güzel bir sürpriz oldu, umarım çocuklar mutlu olurlar ve hediyelerimizi beğenirler. Böylece ilk sürpriz paylaşım günümüz bitmiş oldu.



Hediye Sepetimizin son hali

Ahmet Tuna ve hediye sepeti :)




19 Eylül 2014 Cuma

KREŞE ALIŞMAYA ÇALIŞMAK

Kreşe başlayalı 2 hafta oldu.Bu sabah Ahmet Tuna’yı okula ben bıraktım,içime bir hüzün çöktü anlatamam, dokunsanız ağlarım. Onu orda tek başına bıraktım geldim sanki, o kadarda mahsundu ki. (Hafiften göz yaşları bende) Ahmet Tuna kreşe alışsın, paylaşmayı öğrensin derken ben alışamadım galiba. Hem onlar için kolay bir süreç  değil, hem anne için.
Hafta sonu kreşte ilk toplantımız var. Bakalım Ahmet Tuna’nın ne incileri varmış J  Öğretmenleri iletişime her zaman açıklar, gün içinde telefonla görüşebiliyoruz ve Ahmet Tuna’yı iyi analiz ettiklerini düşünüyorum. Ayrıca çok ilgililer o konuda içim rahat. Fakat Ahmet Tuna’nın çekingen biri olacağı ve içine kapanacağı gibi endişelerim var. Okul öncesi gelişiminde bir şeyleri yanlış yapma endişesini geçiremiyorum kendimde. Bu konuda çok kaynak okudum, uygulamaya da çalıştım. Ama Ahmet Tuna ben işteyken anneannesi ile kaldığı için daha bir pohpoflanan, hep evin prensi konumunda, oyuncakları ile hep tek oynayan, oyuncak ile oynamasa da kendine tek başına oyun kuran bir çocuk, her ne kadar sosyal çevreye çok girse de, kuzenleri, arkadaşları olsa da, çoğu zamanını evde geçirdi. Şimdi okulda arkadaşları ile oynamıyor. Tam olarak uyumsuz denemez, hiçbir çocuk uyumsuz değildir aslında, hepsi farklı bir karakterle doğuyor. Ama biraz farklı beklentiler içinde, okulda ki oyuncaklar ona basit geliyor sanırım, hep daha karmaşık şeylerle uğraşmak istiyor. Evde de öyle, farklı bir hayal dünyası var. Herşeyin kaynağını öğrenmek istiyor, felsefik soruları var. Örneğin deprem nasıl oluyor diyor? Evler yıkılırsa insanlar altında kalırlar, ölürler diyor. Sonra babası ile deprem tatbikatı yapıyorlar, Ahmet Tuna masanın altına saklanıyor. İlgi alanları oyun dışında hayattın gerçekleri. Sürekli” bana anlat bu nasıl oluyor” diyor. O soruya da öyle uyduruktan cevap veremezsin (vermekte doğru değil zaten ), her konuda fikrinin olmasını istiyor. Okulda ki öğretmeninin yorumu şöyle, “hep yeni şeyler öğrenmek istiyor, yeni bir şey öğrendiğinde mutlu oluyor, çabuk öğreniyor, oyuncaklarla oynamıyor, sadece birkaç oyuncakla oynuyormuş (belki şimdi daha farklıdır çocuklar değişkenler ), arkadaşlarına vuruyormuş, kızları sevmiyormuş”, sınıfta 3 erkekler birde. Ama eminim bütün kızlara bedellerdir. Bu durunda bende kız çocuklarının ruh dünyalarını merak duygusu daha da gelişti, nasıl canlılarız biz. Kreşte ki sorunlu tipler hep erkek.



2 gündür Ahmet Tuna başka ayakkabı ile geliyor eve, dün annem “bu ayakkabılar senin değil yine neden bunları giydin” demiş. “Hayır bunlar benim” demiş. Ayakkabı da ayağına küçük geliyor. Bu sabah beraber gittik, başka ayakkabı ile gitti diğer ayakkabılar elimdeydi, tamda kapıda ayakkabıların gerçek sahibi vardı. Meğer bizim ayakkabılar başka sınıfın dolabına konmuş, Ahmet Tuna ayakkabıları göremeyince başka ayakkabıya bunlar benim demiş. Daha önce aynı renklerde Newbalans spor ayakkabıları vardı, onlara benzetti sanırım. Bu durumda diğer çocuk ayakkabısız kalıyor tabi. Yine sorun çıkaran Ahmet Tuna bu durumda. Daha sınıfa çıkmadan giriş katında arkadaşının elinden peluş bir oyuncağı almaya çalıştı. “Bu çocuk akıllanmayacak yok yok” dedim içimden. Öğretmeninin şöyle bir teklifi olmuştu, ‘evde; okulda yaptıkları ile ilgili bir liste oluşturun, karşına gülen surat veya üzgün surat yapın yada sticker yapıştırın. Örneğin; bu gün kahvaltımı yaptım, bu gün arkadaşlarımla güzel oynadım, bu gün öğle yemeğimi yedim, bu gün uyudum, bu gün öğretmenlerimi üzmedim gibi.’ Bizde hazırladık, evde karşılarına gülen surat yapıyoruz veya kararsız surat ya da üzgün surat. Bu gün arkadaşının elinden oyuncağı almaya çalışınca hani bana söz vermiştin dedim,evde arkadaşlarımla güzel oynadım diye gülen surat yapacağız ama dedim. Tamam dedi, ama bir etkisi olur  mu bilmiyorum.
Bir sorunda yemek, yemek yemiyor öğretmenlerini çok uğraştırıyor. Herşeyi yiyen çocuklara hep gıpta ile bakmışımdır. Kendisi yeme konusunda da çok geride,çünkü hep bir uğraşan vardı onunla,nasıl olsa aç kalmaz yemesem yedirirler düşüncesi vardı.Ben öyle değilim ama annem öyle yemek konusunda çok üstüne düşüyor Ahmet Tuna’nın. Meyve yemiyor mesela, yesin diye püre yapıyor. Tabi kolaya alışıyor çocuk,gel de bunu anneme anlat. Bir tane daha çocuğum olursa yemek konusunda başka bir strateji izleyeceğim. Okulda öğretmenleri bu konuda çok özverililer, sağ olsunlar yesin diye uğraşıyorlar, yemediğinde dertleniyorlar. Kendisi yemeye ve arkadaş gruplarına alışacak mecburen, hayatı hep tek geçiremez.
Diğer bir konuda uyku. Daha yemeğe inerken, ben uyumak istemiyorum diyormuş, ben hiç uyumayacağını düşünüyordum ama her gün olmasa da arada uyuyormuş. Aklım çok onda kalıyor, aklımın yarısı o sanki. Tamam tamam ağlamıyorum..



Her sabah bir söyleniyor,
bu gün okul tatil mi,
okul ne zaman bitecek,
ama okul bitmiyor,
ben senin gelmeni istiyorum ağlıyorum,
 keşke büyümeseydim de okula gitmeseydim,
 okulda çok sıkılıyorum… Her gün bir yenisi ekleniyor bu listeye.
Hep onunla ilgilenilmesini istiyormuş, hayatın gerçekleri acı geldi ona, canı sıkılınca anne diye ağlıyormuş. Bir öğretmeni ilgilenmezse, diğer öğretmeninin yanına gidip ağlıyormuş. Zamanla alışacak, onunda çevresi ve arkadaşları olacak mutlaka. Ama şu da bir gerçek erkekler kızlardan çok farklı. Hele Ahmet Tuna gibi zor bir çocuksa erkek annelerinin işi çok zor.
Bu kadar iç dökme yeter diye düşünüyorum. Herkese iyi hafta sonları..


11 Eylül 2014 Perşembe

OKULA İLK ADIM - KREŞ

8 Eylül 2014. Bu tarihi bir yere kazımam lazım. Ahmet Tuna’nın ilk okula adım attığı gün. Kreşin ilk günü. Benim için ve Ahmet Tuna için zorlu bir gündü. İnanın Ahmet Tuna’dan çok ben stres oldum, okula sanki ben başlıyorum. Düşünmekten başıma ağrı girdi, soğuk terler döktüm. Annelik ve çocuk yetiştirmek çok zormuş, Ahmet Tuna büyüdükçe daha iyi anlıyorum.”Bebekken bir şey yok asıl büyüyünce zor” derlerdi, o zaman büyüse gibi geliyordu. Ahh büyüdükçe nasıl bir birey olacak, hangi okul Ahmet Tuna’ya göre, düşünde düşün.. Umarım okula uyum sürecimiz kolay geçer, ilk gün oldukça uyumsuz ve zorluydu..



2.günün sabahı kalktık lavaboya gittik, elimizi yüzümüzü yıkadık, sonra Ahmet Tuna gitti yine yatağına yattı.”Hadi kalk neden yattın, okula gidiyoruz” dedim.” Dün gittik okula” dedi J 2.gün öğleden sonra gittim yanına Ahmet Tuna düne göre çok farklı geldi bana, daha uyumluydu beni görmedi bile. Sabah “bu gün işe gidiyorum ama seni görmeye geleceğim” demiştim, seni görmeye geldim dedim. Öpüştük sonra el salladı sınıfına gitti. Bundan sonra artık kendisi okul disiplini ve güzel  öğretmenleri ile baş başa kalacak. Bismillah diyerek, her şeyin iyi olması için dua ediyorum.



Okul hayatın boyunca hep başarılı ol annem, bu gün kreşe başladın inşallah gelecekte büyük okullarda okursun, büyük adam olursun. Yolun açık olsun güzel oğlum… Seni çok seviyorum.. Gözlerim doluyor duygusal günler yaşıyorum.

 

12 Ağustos 2014 Salı

BU GÜNLERDE ...


Ahmet Tuna artık 3 yaşını bitirmiş bebekliği her anlamda geride bırakmış bir çocuk. Doğumundan bu yana bir çocuğunun değişimine ve büyümesine şahit olmak güzel bir duyguymuş. Gelecekte nasıl bir birey olacak, kimlerle karşılaşacak, çevresi nasıl olacak düşüncesi Ahmet Tuna’nın bu günlerine çok değer vermemiz gerektiği gerçeği.


Ahmet Tuna ve onunla beraber biz, Eylül döneminde yeni bir çağa geçiyoruz, okul çağı. Artık kendiside okula gitmek istiyor. Ben okulda güzel vakit geçireceğini, arkadaşlarının olacağını ve onlarla oyunlar oynayacağını anlatıyorum. Öğretmenlerin olacak size yeni şeyler öğretecek, kağıt keseceksiniz, yapıştıracaksınız, boya yapacaksınız diyorum. Şimdi çok hevesli, inşallah kolay alışırız.  Ahmet Tuna anlama, öğrenme ve dikkat konusunda hep öndeydi, ama yemek yeme konusunda maalesef geride ve bizi zorlayan bir çocuk, kreşte aç kalacağından endişeliyim. Her ne kadar herkes “kreşte herkes yerken o da yer” dese de, ben yemeyeceğinden korkuyorum. Bizi nasıl günler bekliyor yaşayarak göreceğiz.


İletişimi çok iyi bir çocuk, bebeklikten beri öyle çekinmesi yok kendine çok güveniyor. Çocuklarla oynamayı çok seviyor, birde taklit etmese çok iyi olacak. Ben kendine has olsun istiyorum ama bakıyorum Ahmet Tuna yanında ki çocuğu taklit ediyor. Bu benim pek hoşuma gitmese de geçici bir durum olduğunu düşünüyorum. Hayatta hep kendine güvensin ve cesur olsun istiyorum o yüzden karanlıktan korkmamasını söylüyorum. Eğer korkarsan “Bismillahirrahmanirrahim, Allahım beni koru” de diyorum. Bu sıralar korkunç ve ürkütücü şeyler dikkatini çekiyor. İpad’te Happy Hallowen şarkıları izliyor Pumpkin’i var birde korku tüneli. Onu da eşim söylemiş eğlence fuarında korku tüneli de var demiş, geçen hafta gittik tutturdu korku tüneline binelim binelim. Çünkü İpad’te izlemiş merak ediyormuş. Ben pek binmesi taraftarı değildim korkacağını biliyordum. Pekte doğru değil zaten ama bindik. Korktu tabi ki, gözünü kapattım bakmadı ama seslerden ürktü. Kaç gün onu anlattı, bende “hiç korkunç değil sadece karanlık yapıp korkutmaya çalışmışlar, bir daha binmeyiz” dedim. Çok sesli, hareketli ve ışıklı oyuncakları önceden beri sevmiyor zaten, hatta korkuyor. Ama ona sorsanız çok cesur J


Kendine göre oyunları var, mesela bir parfüm şişesi onun için bir oyun olabilir, bir ağaç, bir uçak bir araba olabilir. Dergiden kestiği bir karakter onun  için saatlerce oyun aracı olabilir, hayali arkadaşlarıyla konuşur ve bazen kendisiyle bile J Dikkat konusunda eline su dökülmez, babannesinin evinde ki klozet kapağının değiştiğini fark eder. Daha önce öğrendiği bir kelimeyi başka bir yerde gördüğünde okuyabilir. Kipa yazısını başka bir reklamda okudu ve “orda Kipa yazıyor” dedi. Konuşmalarına mimik katıp anlatmak istediği duyguyu verebilir. Bir şey anlatırken mantık hatası yaparsan öyle değil diye uyarır. İşte Ahmet Tuna bu günlerde böyle bir çocuk. O hep annesinin kuzusu, küçük prensi..


Ahmet Tuna ve Buffy, bizimkinin taklit merakı hayvan taklitine kadar ilerlemiş durumda...

Mısır bahçesinde keşifte..

Haftaya Ahmet Tuna yeni yerler görmek için yolculuğa çıkıyor. Beklediği yaz tatili deniz, kum, güneş…



28 Haziran 2014 Cumartesi

AHMET TUNA 3 YAŞINDA

Bir yılı daha geride bıraktık, bir yaş daha büyüdük. Küçük Prensim  3 yaşında bir çocuk oldu. Doğumundan bu yana her yaşına ve gelişimine şahit olduğum bir canlıyı büyütmek ve bir aile olmak çok güzel bir duyguymuş. Allah isteyen herkese evlat nasip etsin. Sevgisinin tarifi olmuyor, zor olsa da annelik çok güzel.
Aslında 24 Haziran olan doğum günümüzü 21 Haziran’da kutladık.Bu sene evde kutladığımız doğum günümüzün  teması Okyanus’tu. Deniz havası vermeye çalıştık dekorlarımızda. Okyanus olunca Nemo’suz olmaz tabi ki. Ahmet Tuna’da Nemo’yu çok seviyor, temamız onunda çok hoşuna gitti. Hazırlıklara 2 ay önceden başladık. Çubuklu süsler, peçete süsleri, hatıra çerçevesi, hatıra kartları,arka fonlar ve kapıda ki” hoş geldiniz” panosunun tasarımı eşime ait. Hatıra çerçevesini stickera  baskısından sonra fleksiglass’a yapıştırması ve falçata ile çerçeve şeklinde kesilmesi eşimin emeği. Çubuklu süslerin, peçete haklarının, hatıra kartlarının son haline gelmesi benim el emeğim. Benim AR-GE çalışmalarım el emeğimle birleşince keyifli bir organizasyon ortaya çıktı. Ben çok keyif aldım.  Bir haftada zaman buldukça odayı süsledim, eşim balonların ve arka fonların asılmasında yardım etti,duvara ipe dizili küçük mandallara asılmış fotoğraflar astık. Masa süsü olması için çocuk odalarına dekor için satılan üç boyutlu stickerları çubuklara yapıştırıp saksılara sapladım,”siz yazın yıllar sonra Ahmet Tuna okusun” yazan kartımızı dilek ağacımızın önüne koydum, hatıra kartlarını dilek ağacına astım. Fotoğraf çekilmek için dudak, bıyık, gözlük gibi malzemelerimiz vardı, onları Parti Dünyası’ndan aldım. Balonları ve ponpon çiçekleri de oradan aldım. Hatıra hediyelerimiz de mavi doğum günü pastası şeklinde mumlardı, kutunun içine magnetler koyduk, magnetlerin  tasarımı da eşime ait. Çocuklar içinde üstünde balık olan pipetler aldım. Bütün her şey sunumla birleşince güzel kareler ortaya çıktı. Şekerlerimizi kavanozlara koydum, lolipopları saplamak için straforu mavi yapışkan kağıt ile kapladık. Sebile, annemin yaptığı erik kompostusu koyduk. Ben macaronları dolapta unutmasaydım katlı kurabiyelik boş çıkmayacaktı son anda aklıma geldi, fotoğraflar boş çıktı. O da nazarlık olsun artık 
Ahmet Tuna’nın keyfi yerindeydi o gün, bu yıl daha çok eğlendi kendi doğum gününde. Güzel fotoğraflarımızı hatıra olarak albümümüze ekledik. Fotoğraflarımıza Sizlerde bakın, belki çocuklarına doğum günü düşünen annelere ilham olur. Bizi bloğumuzdan takip eden ve güzel dileklerde bulunan herkese teşekkür ederiz.

video

Odaya genel bakış

Çubuklara taktığım ,aslında 3 boyutlu duvar stickerı olan masa süsü

Bu da diğer masa süsü

Çocuklara hediye etmek için, balıklı kıvrık pipetler

Hatıra hediyelerimiz mumlar

Pastamız ve cupcake lerimizi bu yıl da  Kurabiye Merkezi'ne yaptırdık. Belgin Hanım bu işi yapmaya devam ettikçe bizde güzel günlerimizin pastalarını Belgin Hanım'a yaptırmaya devam edeceğiz :) hem göze hem damağa hitap ediyor.
İşte Okyanus Temalı pastamız ve cupcake lerimiz.

Macoranları dolapta unuttum vepastayı kestikten sonra aklıma geldi, bütün fotoğraflarda katlı kurabiyelik boş çıktı.Oysa makaronların renkli renkli güzel duracağını hayal etmiştim.

Doğum günü çocuğu Ahmet Tuna

Okyanus Temalı Doğum Günümüz ve ben :)


Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...