28 Haziran 2014 Cumartesi

AHMET TUNA 3 YAŞINDA

Bir yılı daha geride bıraktık, bir yaş daha büyüdük. Küçük Prensim  3 yaşında bir çocuk oldu. Doğumundan bu yana her yaşına ve gelişimine şahit olduğum bir canlıyı büyütmek ve bir aile olmak çok güzel bir duyguymuş. Allah isteyen herkese evlat nasip etsin. Sevgisinin tarifi olmuyor, zor olsa da annelik çok güzel.
Aslında 24 Haziran olan doğum günümüzü 21 Haziran’da kutladık.Bu sene evde kutladığımız doğum günümüzün  teması Okyanus’tu. Deniz havası vermeye çalıştık dekorlarımızda. Okyanus olunca Nemo’suz olmaz tabi ki. Ahmet Tuna’da Nemo’yu çok seviyor, temamız onunda çok hoşuna gitti. Hazırlıklara 2 ay önceden başladık. Çubuklu süsler, peçete süsleri, hatıra çerçevesi, hatıra kartları,arka fonlar ve kapıda ki” hoş geldiniz” panosunun tasarımı eşime ait. Hatıra çerçevesini stickera  baskısından sonra fleksiglass’a yapıştırması ve falçata ile çerçeve şeklinde kesilmesi eşimin emeği. Çubuklu süslerin, peçete haklarının, hatıra kartlarının son haline gelmesi benim el emeğim. Benim AR-GE çalışmalarım el emeğimle birleşince keyifli bir organizasyon ortaya çıktı. Ben çok keyif aldım.  Bir haftada zaman buldukça odayı süsledim, eşim balonların ve arka fonların asılmasında yardım etti,duvara ipe dizili küçük mandallara asılmış fotoğraflar astık. Masa süsü olması için çocuk odalarına dekor için satılan üç boyutlu stickerları çubuklara yapıştırıp saksılara sapladım,”siz yazın yıllar sonra Ahmet Tuna okusun” yazan kartımızı dilek ağacımızın önüne koydum, hatıra kartlarını dilek ağacına astım. Fotoğraf çekilmek için dudak, bıyık, gözlük gibi malzemelerimiz vardı, onları Parti Dünyası’ndan aldım. Balonları ve ponpon çiçekleri de oradan aldım. Hatıra hediyelerimiz de mavi doğum günü pastası şeklinde mumlardı, kutunun içine magnetler koyduk, magnetlerin  tasarımı da eşime ait. Çocuklar içinde üstünde balık olan pipetler aldım. Bütün her şey sunumla birleşince güzel kareler ortaya çıktı. Şekerlerimizi kavanozlara koydum, lolipopları saplamak için straforu mavi yapışkan kağıt ile kapladık. Sebile, annemin yaptığı erik kompostusu koyduk. Ben macaronları dolapta unutmasaydım katlı kurabiyelik boş çıkmayacaktı son anda aklıma geldi, fotoğraflar boş çıktı. O da nazarlık olsun artık 
Ahmet Tuna’nın keyfi yerindeydi o gün, bu yıl daha çok eğlendi kendi doğum gününde. Güzel fotoğraflarımızı hatıra olarak albümümüze ekledik. Fotoğraflarımıza Sizlerde bakın, belki çocuklarına doğum günü düşünen annelere ilham olur. Bizi bloğumuzdan takip eden ve güzel dileklerde bulunan herkese teşekkür ederiz.

video

Odaya genel bakış

Çubuklara taktığım ,aslında 3 boyutlu duvar stickerı olan masa süsü

Bu da diğer masa süsü

Çocuklara hediye etmek için, balıklı kıvrık pipetler

Hatıra hediyelerimiz mumlar

Pastamız ve cupcake lerimizi bu yıl da  Kurabiye Merkezi'ne yaptırdık. Belgin Hanım bu işi yapmaya devam ettikçe bizde güzel günlerimizin pastalarını Belgin Hanım'a yaptırmaya devam edeceğiz :) hem göze hem damağa hitap ediyor.
İşte Okyanus Temalı pastamız ve cupcake lerimiz.

Macoranları dolapta unuttum vepastayı kestikten sonra aklıma geldi, bütün fotoğraflarda katlı kurabiyelik boş çıktı.Oysa makaronların renkli renkli güzel duracağını hayal etmiştim.

Doğum günü çocuğu Ahmet Tuna

Okyanus Temalı Doğum Günümüz ve ben :)


22 Mayıs 2014 Perşembe

TUVALET EĞİTİMİ

Geçtiğimiz hafta  Ahmet Tuna’nın bezini tamamen çıkarıp, tuvalet alışkanlığı için izin aldım. Hep bu süreçten korkuyordum, birazda gözümde büyütüyordum diyebilirim. Haksız mıymışım,hayır. Hiçte kolay bir süreç değilmiş. Kafamı toparlayıp yaşadıklarımı ve hissettiklerimi  günü gününe yazamadım. Tuvalet eğitiminde ne hissedilir demeyin, en başta umutsuzluk var hissettiğim.

Neler yaptık özetlersek durum şöyle;
1.Gün: Sabah uyandık “hadi tuvalete gidelim, sabah uyanınca çişimiz olur” dedim ve gittik tuvalete yaptı.(Zaten birkaç aydır bezi çıkartıp tuvalete yaptırıyorduk ve ayrıca her sabah kuru kalkıyordu.Bu bana biraz güven vermişti.)”Bezimiz bitti artık bez takmayacağız,çişimizi kakamızı tuvalete yapacağız” dedim.Sonra kendisi Pepe’nin “çişimiz tuvalete kakamız tuvalete” şarkısını söyledi.Buraya kadar sorun yok.Bezsiz ilk gün ben hep peşindeydim, hiçbir iş yapmadım hep onu gözlemledim.Yarım saatte bir “çişin gelince bana söyle tamam  mı” dedim.Çişin gelmiştir hadi tuvalete gidelim dedim. Ahmet Tuna ne yaptı dersiniz.”Hayır gelmedi yookk” dedi.Ben götürmeye çalıştım o” gitmicem” dedi,hatta gitmemek için kapıları tuttu. Sona kakasını yapmadı, oturağına da yapmadı.Tuvaleti geldiği halde “yok yok” dedi sonra altına yaptı.Yaptıktan sonra suçlu suçlu “anne çişim geldi”dedi.Baktım ki yapmış.Bu durumda sabırlı olmak gerekiyor.Sonra kakasını da alıştırma kilotlarına yaptı.İlk gün tamamen fiyaskoydu.Benim sinir harbi geçirdiğim, Ahmet Tuna’nın strese girdiği bir gündü.Birde akşamı var tabi.Ben hep gece gündüz aynı anda başlamalıyım diyordum.Hep öyle okudum çeşitli kaynaklardan.Bizde öyle olsun diye niyetlendik.Gündüz uykusu uyumadı tabi ben evde olunca,akşam erken uyudu.Bende 3 saat sonra tuvalete kardırmak için yanına gittim.Verdiği tepki bu durumu ne kadar kafasına taktığını gösteriyordu.Daha kucağıma almadan,uykusunda “hayır yok gelmedi yapmıcam” dedi.Ben yine kaldırdım oturttum tuvalete,yapmadı.2 saat sonraya saati kurdum.Daha odadan içeri girdiğimde kokudan anladım zaten,her gece kuru kalkan çocuk yatağına yapmış.Hiçbir şey demedim,hakkımda yoktu zaten.Her şeyi değiştirdim.(Yedek yatak koruyucu, yedek yorgan hazırdı ) Sonra bez taktım ve sabaha kadar kendi yatağında uyudu.Sabah kuru kalktı ve yine bezi çıkartıp tuvalete oturtma çabalarına başladık.

2.Gün: İkinci gün daha sabırlı olacağım diye telkin verdim kendime. Oturağını oyun odasına indirdik,bana da banyodan fenalık gelmişti çünkü, çocuk ne yapsın.Günde kaç defa  tuvalete gitti,ellerini yıkadı ona da fenalık gelmiştir.Oturağına da yapmak istemedi tabi ben oturturdum oturunca yaptı,aslında tuvaleti var ama yapmamak için direndi resmen.Bu arada ağladı çok sayıda.2.günde bir ilerleme kaydedemedik.Bu arada gece bez takıyoruz,biraz bu duruma alışsın stresten kurtulsun haftaya gece de bezsiz yatıracağım.

3.Gün: Evde çok sıkıldık hadi parka gidelim biraz oynayalım dedik. Harikalar Sahili’ne indik.Giderken bez taktım,tuvalet eğitimini biraz yavaşlatalım dedim.Ahmet Tuna çok duygusal bir çocuk ben ona kızınca çok üzüldü,çişini  tuvalete yapınca “şimdi beni sevdin mi” dedi bana. Bende ne yapacağını bilemeyen hangi davranış o anda doğru olur bocalamasında kalan bir haldeydim .Sağlıklı olsunda bunu da öğrenir,Allah başka dert vermesin dedim. Parka indik 1 saat sonra kıvranmaya başladı, belli çişi gelmiş.Burada da tuvalet var gel seninle bakalım dedim.Tabi Ahmet Tuna yine “hayır çişim gelmedi yok” demeye başladı.Belli ama zor yürüyor nerdeyse.Bende tuvalete götürdüm bezini çıkardık ve bütün çişi tuvalete yaptı.Tutmuş yapmamış.”Bak gördün mü rahatladın şimdi rahat rahat koşabilirsin” dedim.Eve geldiğimizde yine tuvalete gittik.Bu zaman zarfında sanırım artık tuvalete yapmalıyım diye karar verdi kendince.Tuvalete gitmek gerektiğini kabullendi diye düşünüyorum. Benim açımdan bakarsak sürekli peşinde olup onu takip etmeğe ara verdim.Ahmet Tuna o arada çişini altına yaptıktan sonra “anne çişim geldi” dedi.İş işten geçmiş tabi, ne zaman söylenmesi gerekiyordu bu “çişim geldi” onu ayarlayamadı galiba J

Çişi gelmiş bir Ahmet Tuna :)


1 Hafta sonra, tarih 19 Mayıs 2014: Sabah anne çişim geldi dedi,ben ön yargılı bir şekilde yaptın mı yoksa dedim, hayır dedi.Baktım yapmamış ve hemen tuvalete gittik,tuvalete yaptı beni en çok sevindiren kakasını da yapması oldu.Ben şaşkınlıkla beraber, yuppppi diye havalara uçtum..Mutlu sonlara bayılırım J
Şu an 10. Günü geride bıraktık, annem devam ediyor gündüzleri .Bende bir tedirginlik var ama hiç kazasız gidiyoruz.Artık çişi gelmeden önce söylüyor en azından.Yada halinden anlayıp tuvalete götürüyoruz eskisi gibi direnmiyor.
Tavsiyelerim şunlar; kendinizi öncelikle rahatlatın. Duş alın sakinleştirici etki yapan bitki çayı için vb. Çocuğunuzu ne kadar çok sevdiğinizi düşünün. Bu bir süreç ve güzel bitecek deyin. Umutsuzluğa kapılmayın. Her çocuk farklı,tuvalet eğitiminden önce mutlaka deneyimler ve öneriler okuruz ya da dinleriz.Ama çocuğumuz öyle tepki vermeyebilir. Bu süreci siz yönetiyorsunuz birazda. Sabırla her şey çözülür. Tuvalet eğitimine başlayacak annelere kolaylıklar diliyorum.Umarım kısa zamanda bu işi hallederler.

6 Mayıs 2014 Salı

MONTESSORİ EĞİTİMİ

Annelik çok güzel, güzel olduğu kadar da sorumluluk isteyen bir meslek. Anne olmak iç güdüsellikten çok bilgi gerektiriyor artık. Ahmet Tuna 3 yaşını bitirmeye yaklaştıkça; Eylül döneminde 3 tam gün gidebileceği iyi bir kreş aramaya başladım. Araştırmalarım sırasında Montessori Eğitimi’ne rastladım. Montessori Eğitimi veren bir kreşle hafta sonu için bir görüşme ayarladık. Diğer kreşlerden farklı bir eğitim sistemleri var. Ahmet Tuna’nın aktif olabileceği, verimli ve güzel vakit geçireceği bir yer olur diye düşünüyorum.Henüz gidip gitmeyeceğine karar vermedik.

Eminim bir çok anne bloğunda Montessori Eğitimine yer vermiştir. Bende araştırmalarım sırasında rastladığım bilgileri paylaşmak istiyorum.

Montessori Metodunun kurucusu olan Maria Montessori 1870 tarihinde İtalya Chiaravalle’de doğmuştur. 1896 yılında İtalya’nın ilk kadın doktoru unvanını alarak tıp fakültesini tamamlamıştır. Montessori bir bilim insanı olarak sahip olduğu özelliklerin dışında, bir kadın olarak da zamanının değer yargılarının ilerisinde yaşamış ve kadın hakları için mücadele etmiştir. İtalya’nın ilk kadın doktoru olarak, 1896’da Berlin ve 1900’de Londra’da iki kadın konferansında İtalya’yı temsil etmek için seçilmiş ve bu konferanslarda kadınlara eşit ücret için çağrı yapmıştır. Üniversiteden mezun olduktan sonra asistan doktor olarak atandığı Roma Psikiyatr kliniğinde zekâ özürlü çocuklarla çalışmıştır. 1899 yılında ise Roma’da zekâ geriliği olan tüm çocukların yollandığı yeni orthophrenic okuluna yönetici olarak atanır. 1896 -1907 yıllarıarasında sağlık, antropoloji, felsefe, psikoloji ve eğitim çalışmalarını devam ettirir. 1907 de, Roma’nın San Lorenzo bölgesinde çalışan ailelerin çocuklarından oluşan 60 kişilik grupla çalışmak için üniversitedeki kürsüsünden ve tıbbî uygulamalarından vazgeçer. Burada ilk Casa tmeye devam eder. 1922’de İtalya’da okul müfettişi olarak atanır. Fakat 1934’de Mussolini faşizmine muhalefetten dolayı İtalya’dan ayrılmaya zorlanır ve Barselona’ya gider. 1936’da İspanya Savaşı sırasında İngiliz gemisiyle kurtarılır. Aynı yıl evini Hollanda Laren’e taşır. 1940’da Hindistan 2. Dünya Savaşına girdiğinde, O ve oğlu Mario düşman yabancılar olarak gözaltına alınır , . 2. Dünya Savaşı boyunca Montessori’nin Hindistan’dan ayrılmasına izin verilmez ve bu zamanı bebekleri araştırmak ve gözlemlemekle geçirir.1946 yılında Hindistan’dan Hollanda’ya döner. 1947’de ise Londra’da Montessori Merkezi’ni kurar. 1950 yılında UNESCO konferansına katılır. 1940, 1950 ve 1951’de Nobel Ödüllerine aday gösterilir. 1952’de Noordwijk Zee de Dutch sahilindeki bir köyde arkadaşlarının sahip olduğu bir evin bahçesinde otururken hayatını noktalar. Oğlu ve şef asistanı Mario ile Afrika’ya gidip gitmemeyi görüşüyorlardır. 80 yaşında birisi olarak seyahat için oldukça güçsüz olduğunu, bir başkasının onun yerine gidebileceğini ve konferans verebileceğini söyler. Bir saat sonra beyin kanamasından ölür. Her zaman öldüğü yere gömülmek istediği için Hollanda'da Noordwijk Katolik Mezarlığına gömülür. Bir eğitim emekçisi olarak, dünyanın birçok ülkesinde konferanslar, eğitimler vermiş, kitaplar yazmış, yeni okullar ve öğretmen eğitim merkezleri açmış, bir yandan da çocukları gözlemlemeyerek kendi eğitimine devam etmiştir. Bir dünya vatandaşı olarak yaşamıştır. Dünya genelindeki çabalarının ürünü olarak metodu dünyanın birçok ülkesinde uygulanmaktadır. (Kaynak: Wikipedia)
Montessori eğitim, okul öncesi eğitiminde günümüzde pek çok ülkede kulllanılan bir metod. Kabaca yetişkin odaklı değil, çocuk odaklı bir sistem. Çocukların özünde gelişmek var ve yetişkin ona yardımcı olmalı. Çocuklar sonuç değil sürece katılmalılar. Biz bir şeyler yapıp sonucu göstermek yerine, çocukları o sürece katarak gelişimlerine destek olmak temel unsur. Örneğin evdeki işlere katılımlarının sağlanması en temel prensip.Montessori eğitiminde çocukların su ile oynaması tavsiye ediliyor. Eğitimde kullanılan Montessori Materyalleri var ancak, uzmanlar bunlara çok da gerek olmadığında da bahsetmişler. Evde kullanılanlarıda var, kullanılamayanlarıda. İstedikten sonra evdeki materyaller ile de pek çok aktivite gerçekleştirmek mümkün. Dünyada bu eğitim sistemini benimsemiş pek çok okul öncesi eğitim kurumu var. Türkiye'de de yavaş yavaş bu sistemi uygulayan okullar başlamış ve devam edeceğe benziyor.



Montessori Materyalleri:Pratik Yaşam Materyalleri: Küçük bir çocuk için, bulaşık yıkamak, sebze soymak,ayakkabı parlatmak gibi bir yetişkine doğal, hatta monoton gelen işlerin özel bir yanı vardır. Bu davranışlar, yetişkinleri taklit edebilme olanağını onlara verdiği için çocuklar için heyecan vericidir. Taklit ise erken çocukluk yaşlarında, en güçlü dürtülerden biridir. Bu alandaki materyaller, çocukların koordinasyonlarını güçlendirecek aktivitelerle birleştirilmiştir.
Duyu Materyalleri: Çocuğa dünyayı tanıyabilmesi için duyularını kullanmayı öğretir. Bu materyallerle çocuk, farklı yükseklikleri, genişlikleri, derinlikleri, ağırlıkları, renkleri, sesleri, kokuları, tatları, şekilleri ayırt edecektir. Bu materyaller çocuklara sınıflandırmayı ve eski bilgileri ile yeni öğrendikleri arasında ilişki kurmayı öğretir.
Matematik Materyalleri: Çocuklara erken yaşlarda matematik malzemeleri ile çalışma olanağı sağlandığında, onların matematik gerçekleri kavradıkları ve birçok yeteneği kolayca ve zevkle kazanabildikleri görülmüştür. Halbuki matematik, çocuklara ileriki yaşlarda soyut bir formda verildiğinde aynı yetenekleri kazanabilmeleri için uzun bir zaman ve çok fazla çaba gerekmektedir. Dr. Montessori sayı sayma işlemiyle ilgilenen çocukları incelediğinde, dokunmayı veya saydıkları materyalleri bir yerden bir yere taşımayı istediklerini gözlemlemiş ve bundan hareketle somut matematik materyalleri hazırlamıştır. Bir Montessori sınıfındaki çocuklar, toplama, çıkarma kurallarını veya çarpım tablosunu ezberlemezler, bunları ezberleme zamanı geldiğinde ise artık her işlemin ne anlama geldiğini çok iyi bilir durumda olurlar.
Dil Materyalleri: Montessori sınıfında dil materyalleri, öğrencilere bireysel olarak sunulur. Bu, öğretmene çocuğun ilgi alanlarını keşfetme olanağı da sağlar. Bir Montessori sınıfında çocuklar, alfabedeki harflerin isimlerini öğrenmeden önce seslerini öğrenirler. Çünkü bunlar ileride okuyacakları kelimeleri oluşturan seslerdir.
Coğrafya Materyalleri: Tahta puzzle haritalar, sınıfta en fazla rağbet gören materyallerdir. Başlangıçta çocuklar bu haritaları sadece puzzle gibi kullanırlar. Daha sonra kıtaların, okyanusların ve ülkelerin yerlerini öğrenirler. Bu ülkelerin önemli özellikleri hakkında bilgi sahibi olurlar. Çocuklar aynı zamanda ada, göl, körfez, koy gibi çeşitli kara ve su formlarını da görerek, dokunarak öğrenirler.
Tarih Materyalleri: Montessori, çocuklara ‘zaman şeritleri’ ile çalışarak tarihin de somut bir sunuşunu yapar.
Kültür Materyalleri: Çocuklar diğer ülkeleri, onların geleneklerini, yiyeceklerini, müziklerini, iklimlerini, dillerini ve orada yaşayan hayvanları öğrenerek, üzerinde yaşadıkları dünyanın farkına varırlar. Böylece dünya üzerinde yaşayan insanları anlamaları, hoş görmeleri ve sevmeleri daha kolaylaşır.
Sanat Materyalleri: Okul öncesi ortamda sanat, çocuğa kendi başına bir şeyler yaratıyor olmanın büyük keyfini verir. Çocuklar, çok çeşitli araçlar kullanarak hayal dünyalarını keşfetme ve ifade etme özgürlüğüne sahiptirler. Anasınıfında sanatsal faaliyetler diğer bütün alanlarla iç içedir. Yaratıcı müzik, hareket ve dramatizasyon programı her akademik programın içindedir. Okul öncesi çocuklarda, müzik çalışmalarının ögesi ritimdir. Ritme doğal tepki ise fizikseldir. Bu nedenle çocuğun enstrümanı vücududur. (Kaynak: Erol Altaca Eğitim Kurumları Web Sayfası)

4 Mayıs 2014 Pazar

6.HASTALIK

Herkese iyi haftalar.
Geçtiğimiz hafta Ahmet Tuna’nın ateşlendiğinden bahsetmiştim.3 gün boyunca geçmeyen ateş bizi biraz telaşlandırdı. Bebekliğinden beri ateşle bir mücadelemiz var, biraz alışkın olsak da her ateşlenmesi farklı , bizi ve Ahmet Tuna’yı etkiliyor.
3 gün yüksek ateş 4.gün geçti, günlerden 1 Mayıs. Biz evdeyiz Ahmet Tuna biraz huysuz, parka gidelim diye tutturdu. Ben geçen hafta üşüttü sandığım için pek dışarı çıkarma taraftarı değildim. Arasta Park’a gidelim dedik. Eve geldik, uyuyup uyandıktan sonra vücudunda kırmızı kırmızı benekler çıktığını gördüm. İlk aklıma gelen kızamık, yada kızıl oldu. Aşı oldukları için herhalde böyle geçiriyorlar dedim. Ertesi gün doktorumuz Halil Bey ile konuştuk, şehir dışındaymış. Birkaç fotoğraf gönderdim. 6. Hastalık geçirdiğini söyledi, ateşi tekrar çıkmadıysa kendi haline bırakın dedi. Ve kırmızı benekler 3. Günün sonunda yok gibi bir şeydi. Artık geçtiler Ahmet Tuna normal haline döndü.
6.hastalık ile ilgili internetten bulduğum açıklayıcı bir yazıyı paylaşmak istiyorum. Çok telaşlanacak bir hastalık değil yine de dikkatli olmak lazım.


6.NCI HASTALIK
Bu hafta hemen hemen bebekken hepimizin geçirdiği, bizim bebeklerimiz yakalandığında da bizleri bayağı telaşlandıran 6. Hastalığı konuşacağız. Söyleşimizi Çocuk Hastalıkları ve Sağlığı Uzmanı , sevgili Dr. Türker Erkcan ile yaptık. Bu konuda aldığımız doyurucu bilgiyi sizlerle paylaşıyoruz:

Anne ve babalara “Altıncı Hastalık “ olarak bahsedilen bu hastalık nedir.?
Altıncı hastalık genellikle 6 ay ile 3 yaş arasındaki çocuklarda görülen , 3-4 gün Yüksek ateşle seyreden ve ateşin hemen ardından pembe pembe küçük döküntü dediğimiz lekeler oluşturan , Virüslerin sebep olduğu bir hastalıktır.
Etkeni Herpes virüs tip 6 denilen bir virüstür. Çocukluk çağında yüksek ateşle seyreden ve genellikle de gereksiz yere yüksek doz antibiyotik kullanılmasına neden olan bir hastalıktır.Hastalığın geçirildiği sırada ateşin oldukça yüksek seyretmesi ve hiçbir hastalık belirtisi göstermeden 3-4 gün kadar sürekli çıkıp inmesi aileleri oldukça tedirgin eder ve paniğe kapılmalarına neden olur.
Hekimler yönünden de bakıldığında ateşin olduğu dönemde hiçbir muayene belirtisi vermemesinden dolayı ve nedeni belli olmayan bir ateş görüntüsü vermesi dolayısı ile hekimleri de çok huzursuz eder ve çoğu hekim de 3-4 gün sonra döküntüleri gördüğünde Ateşin düşmesi ile aile ile birlikte derin bir nefes alıp oh be der.......!
6.Hastalık ingilizcede Roseola, Roseola infantum, 3-Day-Fever (3 Günlük Ateş), baby measles ve rose rash olarak da bilinir. Hatta bizim gibi “sixth disease” de denilir.

Çocuklarda hangi yaş gurubunda görülür? Mevsimlerin etkisi varmıdır.? Bu dönem geçtikten sonra yakalanma ihtimali yok mudur?
Altıncı hastalık çocukluk çağında sıklıkla 6 ay ile 3 yaş arasındaki çocuklarda görülür,Görülme sıklığına bakılıdığında özellikle ilkbahar ve sonbaharda daha sık olarak görüldüğü tespit edilmiştir.
Hastalık pek tabii ki farklı mevsimlerde de görülebilir. Ancak bebek ve çocukların bir hastalığıdır .Geçirildikten sonra hayat boyu bağışılık bırakır ve bir daha geçirilmez...

Aşısı yok mudur?
Altıncı hastalık için henüz hazırlanmış bir aşı yoktur.

Ne gibi belirtiler verir?
Altıncı hastalıkta döküntüler görülünceye kadar en önemli belirti Yüksek ateştir. Bunun yanında huzursuzluk olabilir.onun dışında belirgin bir belirti olmaz. Çocuk 39 -39.5 derece ateş içerisinde eller ayaklar hafif morarmış ve titrer şekilde genelde acil servise müracacat eder bir kısmında ateşe bağlı kasılmalar ve havale geçirme şikayetleri ile acil olarak hastahaneye müracacat edildiği görülür.Çok ağır geçirenlerde bazen baş ağrısı ,bulantı kusma dalgınlık kendinden geçme sayıklama uykuya eğilim uyanamama gibi bir durum görülebilir...Eğer çocuk yeterince sıvı alamazsa cildinde kuruluk gözlerinde hafif çökme halsızlik olabilir...Döküntüler görüldüğünde pembe gövdeye yayılan döküntüler önemlidir...

Döküntü diğer hastalıklardan nasıl ayırt edilir?
3-4 gün kadar belirli bir hastalık nedeni olmadan sadece huzursuzluk ve yüksek ateşle seyreden ve çocuk doktoru tarafından muayene edildiğinde herhangi bir hastalık odağı bulunamayan bir viral enfeksiyondur.. 3-4 gün süren bir ateşli dönemden sonra döküntülerin olması.ve hızla aniden ateşin düşüp kaybolması karekteristiktir..Bu çok önemli bir belirtidir Zira diğer hastalıklarda örneğin kızamık ta genelde döküntü ile birlikte ateş başlar...
Ayrıca diğer çocukluk çağı hastalıklarında döküntü boyun ve yüzden başlarken 6 hastalıkta döküntüler gövdeden başlar ve daha sonra kollara yayılır.....
Döküntüler tip olarak da diğer hastalıklardan farklıdır , görülür görülmez kısa bir süre içerisnde 2-3 saat gibi hemen solmaya başlarlar 2- 3 günde de kaybolurlar geriye de bir iz bırakmazlar....
Döküntüler pembe renkli maküler dediğimiz küçük mercimek kadar yada makülopapüler dediğimiz hafif ortası kabarık beneklerdir ve döküntülere parmağımızı bastırıp çektiğimizde solarlar.Tüm bunların yanında pembe renkli döküntüler başladığında veya hemen öncesi göz kapaklarında da hafif bir şişme olur. Bu da önemli bir belirtidir...

Diş çıkarma ile karışmaması için neye dikkat etmek gerekir?
Diş çıkarma döneminde çocuklar çok kolay enfeksiyonlar aldıklarından dolayı hafif üst solunum yolu enfeksiyonları ,hafif ishaller çok sık görülür..Nedeni ise damaklarının kaşınmasından dolayı ellerini ve diğer bütün cisimleri sürekli ağızlarına koymalarıdır.Ayrıca uykusuzluk ve huzursuzluk ,iştahsızlık bu dönemde bebeklerin bağışıklık sistemlerini zayıflatır.Nedeni ne olursa olsun bebeğin genel durumunu bozan hastalıklar.38.5 ve üzerindeki ateşli hastalıklarda bütün bebeklerin mutlaka çocuk uzmanı tarafından kontrol edilmeleri gerekir.Büyük çocuklarda çok yüksek ateş yoksa genel durumu da iyiyse basit bir enfeksiyondur denilip parasetamol verilip takip edilebilir.
6 hastalıkta genelde 39 ve üzerinde ciddi bir ateş ve huzursuzluk vardır.....! Ateşin çok yüksek seyretmesi ve çocuğun yaşamını sıkıntılı bir hale getirmesi nedeni ile diğer basit viral enfeksiyonlardan ayrılır....!

Nasıl bulaşır ? Hastalığı bir defa geçiren çocuğun bir daha geçirme ihtimali var mıdır?
Hastalık bir üst solunum yolu enfeksiyonu hastalığı olduğu için genelde hasta olan bebeğin yada çocuğun öksürük, hapşırık yoluyla ortama yaydığı damlacıklarla bulaşır.Bunları yayan çocuğun bulunduğu ortamda bulunan herkes bulaşabilir. Bulaşma solunum yoluyla olduğu için kalabalık ortamlar bebekler için büyük risk taşır.Ne olursa olsun hertürlü ateşli hastalığı olan çocukların diğer sağlıklı bebeklerden izole edilmesi gereklidir.korunmada da genel hijyen kurallarına dikkat edilir. Eler iyi yıkanır, bebeğin temas ettiği herşey dezenfekte edilir. Özellikle ağzına götürdüğü bütün cisimler sterilize”mikroplarından arındırma” edilmelidir.Genelde virüs alındıktan 10-17 gün “ortalama 9 gün” kadar insanın vücudunda bir üreme dönemi sessiz dönem yada bizim kuluçka dönemi dediğimiz bir dönem geçirir.
Hastalığı bir defa geçiren bir çocuk hayatı boyunca bir daha bu hastalığı geçirmez hayat boyu bağışıklanmış olur.

Hastalık kaç gün sürer? Tedavisiz bırakılırsa daha kötü sonuçları olabilir mi ?
Hastalık genelde 1 hafta kadar sürer bunun 3-4 günü ateşli dönemdir geri kalan 2-3 günü de vücutta döküntülerin olduğu dönemdir.
Hastalığın özel bir tedavisi yoktur.. Yüksek ateşli bir hastalık olduğu ,döküntüler geç ortaya çıktığı ve Erken dönemde herhangi bir muayene belirtisi de vermediği için hem aileyi hemde çocuk hekimini huzursuz eden bir hastalıktır.
Çok sıkı takip edilmesi gerekir.Diğer hastalıklarla karışmaması için çok yüksek ateşli çocuklarda kan testleri kontrol edilebilir.Hatta hastalığı ağır geçirenlerde, dalgınlık, uyku hali, havale geçirme gibi hallerde istenirse Herpes virüs Tip 6 IgM serolojik olarak tespiti yapılıp tanı kesinleştirilebilir.
İlaç olarak paresatamol verilip ateş kontrol altında tutulur. Ilık uygulama yapılabilir ve çocuğa bol sıvı verilir. Taze meyve suları, sulu çorbalar verilebilir.
Hastalığın kendisi çok kafaya takılmaması gereken bir hastalık olarak ifade edilir.Ancak ateşli dönemde bazı çocuklarda “ febril konvülziyon “ dediğimiz ateşli havaleye sebep olabilir ve bazen beyin tutulumu “ensefalite” neden olabilir. O nedenle her zaman hekim kontrolünde hastanın yakın takibi önerilir...

Tedavi olarak ne yapılmalıdır?
Hastalığın kendine özel bir tedavisi yoktur.Ancak ateşin düşürülmesi için Parasetamol, bol sıvı ve özel olarak bebeğin bakımı ve yakın takibi yapılmalıdır.
Her hastalıkta olduğu gibi beslenme ve bakım çok önemlidir.Çocuklar hasta olduklarında sıvı almak ,yemek yemek istemezler. Herşeyi red etme eğilimleri vardır..Ailelere bu durumlarda çok büyük sabır ve emek düşer.Sürekli derece ile ateş ölçümleri yapılıp çocukla yakınen ilgilenip onları kandıra kandıra bol sıvı ile takviye etmeli taze meyve suyu kokteyilleri, sulu çorbalar hazırlamalı ve kaşık ellerinde kandıra kandıra bunları onlara oyunlar eşiliğinde sunmalıdırlar....!

6 hastalık geçiren bir hasta mutlaka hekime başvurmalımıdır ?
Altıncı hastalık teşhisini koymak kolay değildir. Aileler için yüksek ateş çok tedirgin edici bir durumdur.Ayrıca Ateşin nereden kaynaklandığı bulununcaya kadar, yada 6. hastalık geçirdiği kesinleşinceye kadar hastanın bir çocuk uzmanının takibinde kalması daha uygundur.
Hasta , bir çocuk uzmanının kontrolünde olmalı ve.aşağıda görülen durumlarada mutlaka yeniden çocuk doktoru aranmalıdır.
. Çocuğun ateşi düşmeden döküntüler başlamışsa,
. Ateşi düşen çocuk tekrar ateşlenirse,
. Çocuğa yeterli sıvı verilemiyor, yeterli beslenemiyorsa,
. Dalgınlık ,uykuya eğilim kolay uyandırılamama ,hayal görme, sayıklama görülürse,
. Ciddi baş ağrısı, ensesini kasma, fazla hareket ettirememe görülürse,
. Fazla sayıda tekrarlayan kusmalar olursa,
. Nefes alma güçlüğü,göğüs ağrısı, şiddetli öksürük varsa,
. Çocuk başlangıca göre daha kötü görünüyorsa.

28 Nisan 2014 Pazartesi

AHMET TUNA'M

Ahmet Tuna’m, canım oğlum, yaşama sevincim, mutluluğum…
Allah’a seni bize verdiği için binlerce şükür, sağlığına binlerce şükür. Bunu her düşündüğümde gözlerim dolar, yeterince şükretmiyor muyuz acaba diye düşünürüm. Allah bizi seninle imtihan etmesin, sağlığına ve sana bir şey olmasın. Hep bunun için dua ediyorum. Rabbim seni korusun. Biraz hastalandığında, ateşlendiğinde o kadar üzülüyorum ki. Allah bütün şifa bekleyen hastalara şifa versin. Oturup çocukları hasta olan annelere dua ediyorum birde, bütün çocuklar ve anneleri gülsün, hiç ağlamasınlar…
Bu gün duygusalım biraz, dün akşam Ahmet Tuna biraz ateşlendi, çocuk işte arada öyle oluyor. Ahmet Tuna’yı öperek ateş derecesini ölçer hale geldiysem ateşten korkmamdandır. Önemli bir şey değil, soğuk algınlığı muhtemelen. Bu kadar da hassas bir çocuk işte, hemen hasta olunmaz ki ama. Aslında bu gün Ahmet Tuna’yı bırakıp işe gelmem bu gün ki duygusallığım, yanında olup ona sarılmak istiyorum ama işte olmam lazım, durum bu.Annelik işte, bütün gün beraber olduğumuzda geçinemeyip onsuz olduğumda da onu çok özleyen bir anne J

24 Nisan 2014 Perşembe

AHMET TUNA'NIN ODASI

Ahmet Tuna’nın odası yavaş yavaş son haline yaklaştı halı ve tül değişikliğinden sonra bambaşka bir oda oldu sanki. Bu arada bannerlarımızı asabildik, ben bu odayı çok sevdim J

Bannerı Gülsün Hanım'a yaptırdım,duvarımıza da çok yakıştı, tavanda ki yıldızlarımız gece olunca çok güzel parlıyorlar.
 (Bu da Gülsün Hanım'ın bloğu http://handmadewithlovebygulsun.blogspot.com.tr/ )

Halı English Home, oda takımımız Ahmet Tuna doğmadan önce Meltem Mobilya'dan alınmıştı,büyüyen yataktı rafı ve kapaklı dolabı ayırdık.

Avize İkea

Karşı duvara çoklu çerveçe beğendim ilerleyen aylarda birkaç yeni parça eklenebilir bu odaya. Pencerenin sağ tarafında ki kapaklı dolabın olduğu tavana mavi kağıttan pon pon çiçeklerimizde eklendiği zaman hayalimde ki çocuk odası son halini bulmuş olacak. Ha birde English Home'da beğendiğim yatak örtüsü unutmayayım. Hepsini aynı anda yapamayınca aylara böldüm ;)

30 Mart 2014 Pazar

AHŞAP HARFLERİMİZ


Merhaba, iyi haftalar..
Yeni evimizde Ahmet Tuna'nın kendi odası oldu demiştim, oyun odasının postunu paylaşmıştım odasına birkaç eklemek istediğim şey vardı; onlardan birisi bu ahşap harflerimizdi,birde keçe ve kumaştan bayrak banner yaptırdım bu harfleride duvara bannerın altına asmak istiyordum.Fakat bir türlü bannerları asamadık. (Yani nasıl asacağımı da bilmiyorum aslında, çift taraflı bant kağıtı bile tutmadı kalitesizdir belki diye umuyorum. İyi kalite çift taraflı bant alıp duvara takmayı deneyeceğim.) Hal böyle olunca Bizim ahşap herfler 1 aydır rafta duruyor bende bakıp bakıp duruyorum.Çok güzel oldular.Sevgili ahsapdecor'un ellerine sağlık.  www.ahsapdecor.com 

7 Mart 2014 Cuma

BU GÜNLERDE..

Zamanın hızına yetişmek mümkün değil, Ahmet Tuna ne zaman büyüyecek dediğim zamanlar çok küçüktü şimdi evde ki bilmiş bilmiş konuşan çocuk. Muhabbet edebiliyoruz artık, bazen değişik yorumlar yapıyor. Konuşmaya ilk başladığı zamanlar her cümlesine aaa ne dedi diyordum, not alıyordum. Şimdi o kadar şey konuşuyor ki, çok eğlendiğimiz güldüğümüz sözlerini de not alamaz oldum.
Anne işte, Ahmet Tuna ananede günlerimiz geçiyor.  Çocuklarla oynamayı çok seviyor, arkadaşları ve kuzeni  ile güzel oynayabiliyorlar artık. Ama erkek çocuk işte illa bir koşarak, zıplayacak, biri onu gıdıklayacak, kovalamaca oynayacak. Arabalarla oynar dimi erkekler bizimkisi oynamıyor. Evde yastık  ve peluş  oyuncak koleksiyonumuz var nerdeyse. Hayvanları seviyor birde, topla hiç alakası yok. Bu durumdan hiç şikayetçi değiliz futbolu sevmesini istemiyordum zaten, yapacak o kadar spor varken futbol oynamasın.
Birde tuvalet öğrenme derdimiz var, bana göre daha başlamadık, ama anne göre başladık. Poposunda bez var ama sürekli çişin var mı diye soruyoruz, bezi çıkarıp tuvalete oturtup çişini, kakasını yaptırıyoruz. Aslında bezi tamamen çıkarsak daha iyi öğrenecek ama, ben biraz daha havaların ısınmasını istiyorum. Kaza olduğunda yorgan kurumaz, halıları  yıkasan kurumaz, üşütür vs. gibi bahanelerim var. Gece yatmadan Wc ye gidiyoruz, bizimki tuvalet kağıdıyla oynuyor saç uzun saç yapıyormuş yerlere kadar uzatıyor tuvalet kağıdını, ”bu senin için,bu babam için,bu dayım” için diyor koparırken. Çok düşünceli JBende biran önce yapsa da çıksak derdinde oluyorum J Bakalım inşallah bezi tamamen çıkarırız ve artık bez takmıyoruz derim. Ve ümit ediyorum ki çok çiş kaka kazamız olmaz.

17 Şubat 2014 Pazartesi

ANTRE

Kapının girişine hem ayakkabılar hem kabanlar için portmanto konulur, portmanto sevmeyince dresuar havası verilmiş ayakkabılık güzel fikir oldu. Ayakkabılık; İkea,  Askı; Koçtaş,  Home yazısı; Karaca Home,   Çerçeve; İkea,   Çiçek; sevgililer günü çiçeğim  J
 
Çiçekleri sevmemek mümkün mü.Hele böyle güzel sunulursa..Doğum günümün sürpiz çiçeği eşimden ve oğlumdan. 'İyi ki doğdun' deyip çiçeği getirdiler Ahmet Tuna dedi ki; 'mum koyalım mı anne'  :)

3 Şubat 2014 Pazartesi

OYUN ODASI

Yeni evimizde ki 2. Ayımızı da bitirdik. Ahmet Tuna’nın oyun odası hayalimde ki şeklini aldı, ilerleyen zamanlarda  tülü de değişecek o zaman son halini almış olacak sanırım. Her zaman tül ve halı seçmek en zorlandığım kısım olmuştur. Kiracılıkta tüller ya eksik gelir yada fazla gelir, uymayan ve sinir bozan hep tüllerdir. Bu konuyu bir kenara bırakarak ev dekorasyonumda ki ilk postum oyun odamıza gelelim J

Eve taşınmaya karar verdiğimizde bu oda hemen oyun odası olarak canlandı kafamda, yatak odaları üst katta olduğu için Ahmet Tuna oyuncaklarını yukarıdan aşağıya indirecekti, misafir geldiğinde de çok zor olacaktı. Evde fazla oda olunca alt katta ki bir oda oyun odası oluverdi.  Çok da güzel oldu. Dağınıklık o odada kalıyor, çocuklar orda oynuyor. Böylece oturma odasında kalabalık ve göz yorgunluğu olmuyor.

Oyun halımız İVİ Trafik. Oyuncak dolabımız, masa ve sandalyeler İKEA'dan, stickerlarımız Evmanya'dan,masanın altında ki aktivite örtüsü Tchibo'dan, avizemiz Koçtaş'tan alındı.Bannar 2.yaş günümüz Mickey Mause konseptinden o da yerini buldu, güzel oldu.
Oyun odasını hazırladığımız dönemde oyuncak kutusu aradım.İstediğim gibi bir kutu bulamadım.En sonunda Koçtaş'ta mavi oyuncak kutularına kaldık ( en alt rafta duranlar)
Oyun hamurları ve makaslar masamızdan eksik olmaz,birde Leli ve Liko var tabi onları unutmamak lazım :)
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...